KAPAT
MENÜ KAPAT X
T.C. Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı
Çünür Mah. 102. Cadde Ekonomi Kampüsü
A2 Blok No:185-B 32200 ISPARTA
+90 (246) 224 3737
+90 (246) 224 3949
info@baka.org.tr
batiakdenizkalkinmaajansi@hs02.kep.tr

Turizm

İNSUYU MAĞARASI

Burdur-Antalya karayolu üzerinde, Burdur'a 13 km uzaklıkta yer alan İnsuyu Mağarası Türkiye'nin turizme açılan ilk mağarasıdır. Toplam 597 metre uzunluğunda yatay bir mağaradır. İnsuyu Mağarası'nda karstik yapının zamanla erimesi ve aşınması sonucu, mağara içinde sarkıt ve dikitler meydana gelmiştir. Kalker tortulanmalarından türlü şekil ve yapıda meydana gelen sarkıt ve dikitlerin oluşum tarzları dikkate alındığında, mağaranın binlerce yıl önce oluştuğu tahmin edilmektedir. Mağara içinde girintili-çıkıntılı muhtelif istikametlere açılan dehlizlerde yer alan irili ufaklı dokuz göl mevcuttur. Mağara içinde serin ve temiz bir hava akımı vardır. Bir kısım mağara sularının şeker ve mide hastalıklarına şifalı olduğuna inanılmaktadır.

İnsuyu Mağarası, Kültür Bakanlığı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 9.7.1976 gün ve A 113 sayılı kararı ile I. Derece Doğal Sit olarak tescil edilmiştir. Mağarada yapılan araştırmalar neticesinde mağara galerilerinin daha uzağa ilerlemekte olduğu da saptanmıştır.

SALDA GÖLÜ

Salda Gölü, yerkabuğunun biçim değiştirmesi sonucu Pleistosen dönemde (Yaklaşık 2,5 milyon yıl önce) oluşmuştur. Göl, yaklaşık olarak 6 km eninde, 9 km uzunluğundaki bir çukurun üzerinde, kapalı bir havza içerisinde yer alan yerkabuğunun biçim değiştirmesi sonucunda ortaya çıkan tektonik oluşumlu derin bir göldür. Kapalı havza olmasından dolayı göl sularının dışarı çıkışı yoktur.

184 metre derinliği ile Van Gölü (451 metre, Van) ve Hazar Gölünden (213 metre, Elazığ) sonra Türkiye'nin en derin üçüncü gölüdür. Göl turkuaz rengini göl tabanını oluşturan stromatolit adı verilen ve oluşumu hala devam eden bakteriyel kökenli beyaz kayaçlardan alır. Bölgede yapılan çalışmalar, Mars gezegenin yüzey özelliklerini (magnezyum yüklü beyaz kayalar) taşıyan Dünya’daki iki bölgeden biri olduğunu göstermektedir.

Salda Gölü tatlı-sodalı su olması özelliğinden dolayı bol miktarda magnezyum içerir. Bu magnezyum göldeki bakteriler tarafından tüketilir ve beyaz renkli hidromanyezit minareline dönüşür. Hidromanyezite dönüşen bu bakteri kolonileri bir araya gelerek stromatolit adı verilen beyaz adaları meydana getirir.

Kıyıdaki bu stromatolit adacıklar dalgaların etkisiyle ayrışır ve beyaz sahil kumlarını oluşturur.

Salda Gölü çevresinde görülen bitki türleri içerisinde Verbascum Dudleyanum (Salda bataklık sığır kuyruğu) ve Verbascum Flabellifolium türleri dünyada sadece Salda Gölü çevresinde yetişen endemik bitki türleridir.

Sadece Salda Gölü’nde; Burdur Endemiği Pseudophoxinus cf.ninae (ot balığı) ile Salda Gölü'ne endemik (dünyada sadece burada yaşayan) Salda Yosun balığı (Aphanius splendens) yaşamaktadır.

SAGALASSOS ANTİK KENTİ

Burdur İli, Ağlasun İlçesi'ndedir. Sagalassos ismi tarihte ilk olarak, İskender’in M.Ö. 334’te şehri işgal etmesiyle geçmiştir. Sonrasında Suriye merkezli Selevkos Krallığı'nın yönetiminde olan şehir M.Ö. 189 yılında Bergama Krallığı'nın egemenliğine geçmiştir. Şehirde Roma İmparatorluk Döneminin hemen öncesine ait Heroon, Bouleuterion, Dor düzeninde bir tapınak ve anıtsal bir çeşme vardır. Roma Dönemi'nde Pisidya eyaletinin imparatorluk kültür merkezi konumunda olan kentte Antoninler Çeşmesi, Hamam, Tiyatro, Neon Kütüphanesi, Maccellum, Antonnus Pius Tapınağı gibi anıtsal ölçekte pek çok yapı inşa edilmiştir.

Antik kentte ilk kazı çalışmaları, Britanyalı Stephen Mitchell başkanlığında 1986 yılında başlar. 1989 yılında ise, Burdur Müze Müdürlüğü ve Belçikalı Prof. Dr. Marc Waelkens ile birlikte kazı çalışmalarına başlanır. Daha sonra 1991 yılından 2014 yılına kadar Prof. Dr. Marc Waelkens başkanlığında yürütülen çalışmalar (M. Waelkens’ın emekli olması nedeniyle) 2015 yılından bu yana Prof. Dr. Jereon Poblome başkanlığında devam etmektedir.

1984 yılında 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilen Sagalassos, Anadolu'nun en iyi korunagelmiş antik kentlerinden birisidir. 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Ulusal Listesi'ne alınmıştır.

İmparatorlar Şehri olarak da tanınan antik kentin en önemli eserleri Bouleuterion / Meclis Binası, Aşağı Agora, Yukarı Agora, Caligula ve Cladius Kemerleri, Heroon, Neon Kütüphanesi, İmparatorluk Hamamı, Tiyatro ve Antoninler Çeşmesi'dir.

KİBYRA ANTİK KENTİ

Burdur ili, Gölhisar ilçesinin batısında, yaklaşık 500 hektarı kapsayan arazide yer alır. 2006 yılında, Burdur Müze Müdürlüğü'nün öncülüğünde başlatılan arkeolojik kazı çalışmaları, 2010 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararıyla Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi tarafından yürütülmektedir.

M.Ö. 4. yy. - M.S. 9. yy. arasına ait antik dönemde özellikle tarım, hayvancılık ve demir işlemeciliği, dericilik, seramik üretimi gibi sanayi dallarıyla ünlenmiş bir antik kenttir. Kibyra Antik Kenti, 31.07.1986 tarihinde I. Derece Arkeolojik Sit ilan edilmiştir.

Antik kentte Stadion (Stadyum), Odeion (Müzik Evi), Geç Roma Hamamı, Agora (Çarşı-Pazar yeri), Ana Cadde, Tiyatro ve Yer Altı Oda Mezarları, Roma Hamamı yapılarında kazı çalışmaları tamamlanmıştır. Özellikle, Odeion yapısının Orkestra bölümünün zemininde ince mermer plakalardan yapılmış (Opus sectile) ve bu yönüyle benzersiz bir Medusa resmi ortaya çıkarılmıştır. Kibyra Medusa’sı etkileyici güzelliği ile ülke genelinde büyük yankı uyandırmış ve kentin isminin geniş kitleler tarafından duyulmasına yol açmıştır.

Arkeolojik çalışmalar neticesinde, M.Ö.1.yy.’dan itibaren Stadyum’da gladyatör dövüşlerinin yapıldığı belirlenmiştir. Ortaya çıkarılan frizlerde çok sayıda gladyatör sahneleri bulunmaktadır

Kültür ve Turizm Bakanlığının UNESCO Dünya Mirası Merkezine yaptığı başvuru sonucunda Kibyra Antik Kenti, 13.04.2016 tarihinde UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kabul edilmiştir.

BURDUR ARKEOLOJİ MÜZESİ

Burdur’da, M.Ö. 7.000’den başlayarak günümüze kadar kesintisiz süren yerleşik hayatı işaret eden birçok yerleşim kalıntısı bulunmaktadır. Hacılar Höyükünde 1957-1960 yılları arasında yapılan arkeolojik kazılardan gelen buluntular ile Burdur Müzesi 1963 yılında kurulmuştur.

Müzenin sergilenen en önemli koleksiyonunu Hacılar, Kuruçay, Höyücek ve Hacılar Büyük Höyükleri ile Sagalassos, Kibyra, Kremna, Boubon ve Milias Antik Kentlerinde yapılan kazılardan gelen buluntu ve eserler oluşturmaktadır. Roma Döneminin en önemli imparatorlarından Hadrian ve Marcus Aurelius’un baş ve ayakları ile Dans Eden Kızlar Frizi ve Antoninler Çeşmesi'nin heykelleri müze giriş katının başyapıt eserleridir.

Müzenin üst katında ise ilimizin tarih öncesi dönemlerini yansıtan Hacılar, Kuruçay,  Höyücek ve Yarım Höyükleri ile Tunç Çağı seramikleri, Uylupınar Nekropol buluntuları, Attika kapları, Hellenistik ve Roma kapları, kandiller, cam eserler, metal ve bronz eserlerin yanı sıra takılar ve sikkelerin sergilendiği vitrinler bulunmaktadır. Ayrıca, Valerianus’un ünlü bronz heykeli de burada sergilenmektedir.

Müzenin bahçesindeki Selçuklu Dönemine ait Pirkulzade Kütüphanesi çevresinde ise,  Hellenistik, Roma ve Doğu Roma Dönemlerine ait mezar stelleri, sunaklar, mimari parçalar, frizler, Zeus büstleri, lahit kapakları, mil taşları, kitabeler, alınlıklar ve ostothekler sergilenmektedir.

Burdur Müzesi 2008 yılında European Museum Forum’dan “Gezilip Görülmeye Değer Müze” ödülünü almıştır.

BURDUR DOĞA TARİHİ MÜZESİ

Burdur ili Kemer ilçesi Elmacık Omurgalı Fosil Yatağında, Prof. Dr. Nurfettin Kahraman tarafından, 2006-2010 yılları arasında yapılan paleontolojik kazılarda elde edilen fosiller,  Göller Yöresini en verimli fosil yataklarından birisi haline getirmiştir. Fosiller, Plistosen Döneme (2.6 Milyon yıl önce) tarihlendirilmektedir.

Jeoloji tarihi boyunca yaşamış en büyük fil türü olan Afrika kökenli “Güney Mamutu”na (Mammuthus meridionalis) ait 3.2 metre uzunluğunda ve yaklaşık 100 kilogram ağırlığındaki tam savunma dişi ile kürek kemikleri Müzenin en gözde eserleri arasındadır. Savunma dişinin yaşının beş-altı milyon yıl olduğu sanılıyor. Savunma dişi, daha önce Çin’de bulunan üç milyon yıllık savunma dişinden eski olmasıyla da önem kazanmaktadır.

Müze olarak kullanılan bina ise 19. yy.’da yapılmış ve döneminde Kavaklı Rum Kilisesi olarak kullanılmıştır. Üç nefli olan kilisenin tavanı beşik tonozludur. Tavan ve duvarlarda fresk süslemeler bulunmaktadır. Taşıyıcı sütunlar, iki sıra halinde altışar tane toprak sıva ile kaplanmıştır. Sütun başlıklarının süslemeleri ise akantus yapraklıdır. 1983 yılında kültür varlığı olarak tescil edilmiştir.

11.03.2016 tarihinde açılan Burdur Doğa Tarihi Müzesi, sergilediği eserler ile Burdur tarihinin farklı zamanlarını yansıtmaktadır.

ULU CAMİ

İl  merkezinde, Pazar mahallesinde yüksek bir tepe üzerindedir. Vakıf kayıtlarına göre Hamitoğlu Dündar Bey tarafından yaptırılmıştır. 1749 yılında Çelik Mehmet Paşa tara fından onarılmıştır. 1914 depreminde bir onarım daha geçirmiştir.  Kuzey, doğu ve batısında üç kapısı vardır. İçten yarım kubbelidir. Kuzey kapısı  yönündeki ikinci cemaat yerini üç kubbe örtmektedir. İki adet minaresi vardır.

SAAT KULESİ

Ulu  caminin 10 metre kuzeyindedir. Kesme taşlardan inşa edilmiştir.Kare plana  sahiptir. 30 metre yüksekliktedir. Zeminden itibaren altı boğumludur. Dördüncü  boğumda şehrin dört yanına bakan dört saat yerleştirilmiştir. Saatlerin  üzerinde ise; dört pencereli ve piramidal çatısı olan bir oda  vardır.

BAKİ BEY KONAĞI

Burdur Merkez İlçe, Değirmenler Mahallesi, Divanbaba Caddesi’ndedir. 18.yy. Osmanlı sivil mimarisinin izlerini taşıyan konak, halk arasında “Koca Oda” ismiyle de anılmaktadır. Konağın bilinen ilk sahibi, tapu kayıtlarında Reşit Bey olarak geçmektedir ve tapu 1830 yılı tarihlidir. Fakat yapılış tarihinin daha önce olduğu ve Reşit Bey’in dedesi Ahmet Paşa veya onun babası Çelik Mehmet Paşa zamanında yapıldığı düşünülmektedir. Bakibey Konağı 10.02.1973 tarihinde sivil mimarlık örneği olarak tescil edilmiştir.

İki katlı olan konağın zemin katı, pencere bitimine kadar taş temel ve temelin üzerine inşa edilmiş masif kerpiç duvarlardan oluşur. Alt kat ise ahır ve ambar gibi müştemilat odalarından oluşmaktadır. Taş merdivenle çıkılan üst kat, hem bahçeye hem de sokağa bakan geniş bir eyvana sahiptir. Eyvanın bahçeye bakan kısmı ağaç direkler ile bölünmüş olup, sivri kemerler ile birbirine bağlanmıştır. Başoda (Selamlık), eyvanın doğusunda bulunur ve konaktaki en güzel odadır. Bu odanın caddeye bakan bir bölümü cumbalıdır. Başodadan sonra yan yana, eyvan ve içten birbirine açılan iki küçük oda yer alır. Konakta eşine az rastlanır bir ağaç işçiliği ve kalem işi bezemeler göze çarpmaktadır.

Bakibey Konağı, özellikle mimari ve süsleme özellikleri ile görülmeye değer önemli bir tarihi konaktır.

TAŞODA

17.yy.dan kalma Osmanlı sivil mimari örneklerinden biridir.  Bina iki katlıdır. Birinci kat taş, ikinci  kat kerpiç ve ahşap yapı malzemesi ile inşa edilmiştir. Özellikle Başodanın  doğu duvarı ve altındaki sivri kemerli iki yanı açık ahır kısmı kesme köfeki  taşındandır. Ev, bahçenin batı kısmına yerleştirilmiştir. Birinci kata çıkışı  sağlayan merdiven sahanlığının altı, aynı zamanda çeşmedir. Kesme taş  bloklardan yapılan bu çeşme, bugün de kullanılmaktadır. Evin zemin katında  sivri kemerli ahırdan başka, iki büyük, bir de küçük oda vardır.

Ahşap  korkuluklu merdivenle önce ikinci kattaki sofaya çıkılır. Dikdörtgen biçimdeki  sofanın güney ve batı cephesi boyunca odalar sıralanır. Kuzey kısmında ise bir  köşkü bulunur. Bu sofa çıtalarla oluşturulmuş kafesler ile dışa kapatılmıştır.  Sofanın çatı kısmı ahşap çıtalarla çakma tekniğinde yapılmış olup, çıtalar ve  çıtalar arasındaki büyüklü küçüklü üçgenler; mavi, kırmızı ve yeşil renklerle  boyanmıştır. Sofanın kuzey kısmında başoda yer almaktadır.

Başoda bol pencerelerle ışıklandırılmıştır. Ahşap yüklük, dolap,  davlumbaz, tavan ve pencere pervazlarının kalem işi altın-gümüş varak kaplı  süslemeleriyle yapının en göz alıcı odasıdır. Kuzey yönde tabandan yükseltilmiş  seki odayı ikiye ayırdığı gibi, tavanı da ikiye bölmektedir. Bu ayırma,  sofadaki gibi duvarlara bitişik yükselen, üzerleri kalem işi enine zikzak  motiflerle süslü, alt ve üst kısımları kum saati biçimli-oymalı beş yüzlü sütün  çelerdir.

Bu sütün çelerin aynısı tavana da yatay olarak yapılmıştır. Odanın  girişinde yüklük boyunca zeminden alçaltılmış dar bir pabuçluk yer alır. Odanın  ışıklandırılması iki yönden, iki sıralı pencerelerle sağlanmaktadır. Bunların  içindeki vitray pencereler odaya ayrı bir güzellik vermektedir. Alt sıra  pencerelerin dış kısımları, demir lokmalı parmaklıklı ve düz ahşap kepenklidir. İç  kısımları ise; pervazlar kalem işi çiçek motifli ve pencere ve dolap  aynalarında alçı kabartma ve altın varak kaplı harflerle Osmanlıca ve Farsça  olarak yazılmış birer mısralık, konağı ve sahibini öven yazılar bulunmaktadır. Binanın, Başodadan başka sofaya açılan dört odası daha vardır. Bu  odaların sofaya açılan ahşap kapaklı pencereleri, sofadan odalara ışık  girmesini sağlamaktadır. Bitişiğindeki oda, bir kapı ile Başodaya geçişlidir.  Güney cephede alçı şerbetlikle, ahşap tavan işlemesiyle geleneksel Türk evi  karakterini yansıtan ikinci bir Başoda yer alır.

MISIRLILAR EVİ

Burdur il merkezinde Oluklaraltı Caddesi'ndedir. 19. yy. yapısıdır. İki katlı, taş temel üzerine bağdadi olarak yapılmış olup çatısı alaturka kiremit ile örtülmüştür. Alt katta kışlık odalar ve kiler, üst katta ise ortadaki ince uzun sofaya açılan dört oda yer almaktadır. Tavanlar ahşap işlemelidir. Bol sayıda pencereler ışıklandırmayı sağlarlar ve ahşap kepenklidirler. Odalarda alçı şerbetlikler, ahşap yüklükler, ahşap tavan ve tabanlar ortak özelliklerdir. Tavanda dairelerle oluşturulmuş, çiçek motifleriyle bezenmiş bir orta göbek ve bunu çevreleyen baklava dilimi motifleri ile süslü bir bordür yer almaktadır.